1.5M ratings
277k ratings

See, that’s what the app is perfect for.

Sounds perfect Wahhhh, I don’t wanna
image
image

Meraklıları bilir ki orkideler çok hassas ve narin çiçekler. Bakımı için emek ve özen gerekir. Benim de en sevdiğim çiçek olur kendileri.

Zerafetine kapılıp aldığım orkidem ne kadar dikkat etsem de 2-3 ay kadar sonra, ilk fotoğrafta gördüğünüz gibi soldu, çiçeklerini döktü ve kurudu gitti maalesef. Yeniden çiçek açabilmesi için bir çok şey denedim. Ama olumsuz sonuçlandı.

Beni yakinen tanıyanlar bilirler ki kolay kolay pes etmem. Yine de çöpe atmadım o çiçeği. Sordum, araştırdım tekrar nasıl çiçek açtırabilirim diye. Orkideye verilen suyun, kullanılan toprağın, bulunduğu saksının, oda ısısının, aldığı güneş ışığının aslında ne kadar önemli olduğunu öğrendim. Sonra bir bir bütün koşulları sağladım. Ve son zamanlarda aklıma geldikçe konuştum onunla. Dikkatimi çektikçe, su verdikçe konuştum.

Bugün eve geldiğimde -yaklaşık bir haftadır şehir dışındaydım- gördüm ki yemyeşil yaprakları var. Sağlıklı bir dalı ve üzerinde bir sürü tomurcukları var artık. Benim için gurur verici bir tablo…

Aslında kendime de size de söylemek istediğim şey şu sanırım.

Bazen bütün koşulları sağlasanız bile bir insana gösterebileceğiniz tüm sabrı da gösterseniz, verilebilecek en fazla emeği de verseniz, sevseniz, istediğiniz kadar konuşsanız da o tomurcukları açtıramazsınız.

Zira benim çok daha fazla sevgi ve emek verdiğim halde asla yeşertemediğim insanlar da oldu. Ama gördüm ki pes etmedikçe, umut var oldukça güzel şeyler de oluyormuş. Umut ettikçe özgürmüşüz meğer.

Sizin başarı tanımınız nedir bilemiyorum ama o kupkuru daldan sonra böyle güzel tomurcuklar açtırabilmek de bir başarı kıstasıdır benim için. Ve daima bir umut…

B.ŞAŞMAZ

Gece şikayet edilemeyecek kadar durgun ve huzurlu

Uzaklarda bir yerlerde

İsyan edercesine havlayan köpeklerin sesleri dışında bir hareket yok denebilir

Hemen önümde duran gül ağacının yapraklarındaki küçük kıpırtıları saymazsak tabii

Dikilmiş sokağı izliyorum bense

Önümdeki gülün yapraklarındaki hışırtılar eşlik ediyor bana

Memnunum bu durumdan

Hem olabildiğince yalnızım

Hem de bir şeyler içimdeki tıkırtıları duyup Sanki ona cevap veriyormuş gibi

Ben bile kendimi dinlemekten kaçıyorken

O minik kıpırtılar sanki diyor ki ;

“Seni gerçekten seven, seni senden çok bilen, bilmese de öğrenmek isteyen

Sen konuşmasan da duyar seni”

Ben seni duyuyorum

Bülbülün beni duyduğu gibi , onun beni bulduğu gibi …

Sadece sen henüz kendi bülbülünü bulamamışsın

Arama

Bekle

Bir gün seni de dikenlerinle sevecek birisi gelip dallarına konacak

Çiçeklerine methiyeler düzecek

Hayal kırıklığına uğrayıp bükmüş olduğun boynunu kaldırıp göğe baktıracak

O gün geldiğinde

Ne senin dikenlerin ne de birgün onun uçup gitme ihtimali

Söz konusu dahi olmayacak

Bu sabah başıma gelen bir hadiseyi paylaşmak istedim sizinle. İşten çıkıp, çalıştığım yerden doğduğum yere yaptığım kısa yolculuk esnasında otobüs az bir mesafe ilerlemişken iki çocuklu bir aile bindi otobüse. Sürücü, muavin ve benden başka kimse yoktu henüz. Yani otobüs bomboştu.
Aradan 10 dakika geçtikten sonra çocuklar yanıma gelip yüzüme bakarak gülümsediler.  Büyük olan -sonradan öğreniyorum ki 9 yaşında- “Senin yanına oturabilir miyiz?” diye sordu. Buraya oturmak istiyorsanız ben arkaya geçeyim, siz rahatça oturun deyip gülümsedim ben de. Küçük olan “Hayır buraya değil, senin yanına oturmak istiyoruz” dedi. Yine sonrasında öğreniyorum ki o da sadece 4 yaşında.
Bu çocuklar beni hiç tanımayan, ilk defa gören çocuklar. Kim olduğumla, nasıl biri olduğumla ilgili hiçbir fikirleri yok. Ama kesinlikle ön yargıları da yok. Yüzüme bakıp gülümsüyorlar sadece.
Aradan biraz zaman geçti, büyük olan annesinin yanına gidip elinde bir çubuk kraker paketiyle döndü. Açmamı istedi. Kardeşinin kulağına bir şeyler fısıldadı. Daha sonra içinden büyük bir tutam çıkarıp -neredeyse yarısı- annem kardeşinle ye diye verdi ama biz seninle paylaşmak istedik dedi.
O an içimde bir nokta kırıldı. Bir şeyin farkına vardım. O kadar alıştırılmışız ki bir çıkar gütmeden bize gelmeyen, yapacağı iyiliği gözümüze sokmadan yapmaktan geri durmayan, aslında zaten öyle olması gerekiyorken, bulunduğu davranışı bize bir lütufmuş gibi sunan insanların varlığına…
Sanırım bu yüzdendi o iki çocuğun küçücük elleri, kocaman kalpleriyle bana uzattıkları/benimle ‘paylaştıkları’ krakerlerine tabir-i caizse bu kadar içerlemem.
Neyse, hissettiğim şeyleri bir kenara bırakıp anlatmaya devam edeyim. Yolculuk esnasında arada konuştuk, bana tatlı tatlı birbirlerini şikayet edip en sevdiği oyuncakları, çizgi filmleri, yemekleri anlattılar :) Bursaya doğru yaklaşınca çantamdaki iki çikolatayı çıkarıp birer tane uzattım çocuklara. Almadan önce ilk sordukları şey “Bize bunları verirsen sen ne yiyeceksin ki? ” oldu.
Başkasını da düşünüp elindekini paylaşmayı bir kenara bırakın, kendisinden önce karşısındakini düşünmek bambaşka bir şey. Ve biz bu insanlara çoğu zaman “Amaann, sadece çocuk” deyip geçiyoruz. Onlardan öğreneceğimiz dünya kadar şey olduğunun farkına bile varmadan hemde…
Bugün ben bu iki çocuğa teşekkür ediyorum. Yanıma gelip oturdukları için. Çubuk krakerlerini benimle paylaştıkları için. Bana bir şeyler öğrettikleri için.
Ve en önemlisi de benim inancımı tazeleyip, benim için dünyayı hala yaşanabilir kıldıkları için.
Son olarak da sizden bir şey rica etmek istiyorum sadece.

Sevgisizliğin, tahammülsüzlüğün, nobranlığın hüküm sürdüğü bu ülkede, dünyada bu çocukların yaptığı bireysel muhalefettir! Siz de katılın. Lütfen.
Zira kaybedeceğimiz tek şey kibrimiz …

tragedya
tragedya:
“ Birisi, kabuk tutmuş yaralarımızı okşamaya başladığında, cırt diye açılıveriyor ve oluk oluk kanama başlıyor yeniden. Birine teslim olduğumuzda ve içimizi döktüğümüzde, bedenimiz ve ruhumuz kan içinde kalıveriyor. O yüzden değil mi,...

tragedya:

Birisi, kabuk tutmuş yaralarımızı okşamaya başladığında, cırt diye açılıveriyor ve oluk oluk kanama başlıyor yeniden. Birine teslim olduğumuzda ve içimizi döktüğümüzde, bedenimiz ve ruhumuz kan içinde kalıveriyor. O yüzden değil mi, içimizde tutmalarımız, birine teslim olmaktan korkmalarımız, ortalıkta tedirgin ve gergin dolanmalarımız?
“anlatsam mı, anlatmasam mı?” kararsızlığımız..
“bu sevgi beni acıtır mı?” kuşkularımız.. 

Her zaman seni üzecek birileri olacaktır. Tek yapmamız gereken; sevginin bize vadettiklerine güvenmeyi sürdürmek, ama kime ikinci defa güveneceğimizi de iyi seçmek.

Gabriel Garcia Marquez - ‘’  One Hundred Years of Solitude Audiobook ‘’

tragedya